Son İletiler
#71
Fikirsiz Neşriyat / Yılların Günahı Kaderde mi Kal...
Son İleti Gönderen Nesly Su - 30 Ara, 2025, 06:02 Ö.S...
..
.
Yılların Günahı Kaderde mi Kalacak?
Takvim yaprakları yine sessizce düşüyor.
Kimseye sormadan, kimseyi uyandırmadan.
Sessiz sessiz...
Bir yıl daha bitiyor, biten yalnızca zaman değil, biten bazen sabır, bazen umut, bazen de insanın kendine olan inancı oluyor.
"Yılların günahı kaderde mi kalacak" diye soruyor insan.
Yoksa kader dediğimiz şey, üst üste eklenmiş yorgunlukların adını mı taşıyor?
Hayat...
Çoğu zaman sandığımızdan daha yorucu.
Omuzlarımıza yüklediği ağırlık, yalnızca yaşananlar değil, yaşanıp da söylenemeyenler, içimizde birikenler, ertelenen hayaller.
Ve zaman...
Zaman hiç sandığımız gibi sıcak değil.
Aksine, soğuk.
Sessiz.
Duygusuz.
İşte tam da bu yüzden "Soğuksun Zaman" doğdu.
Sözsüz bir anlatı.
Çünkü bazı duygular kelimelere sığmıyor, anlatılmıyor, sadece çalınıyor.
Dakikalar ilerlerken bir enstrümanın titreyen sesiyle, insan zamanın içinden geçmediğini fark ediyor.
Aslında zaman bizim içimizden geçiyor.
Bizi aşındıra aşındıra.
Ama yine de...
Bütün bu karanlığa rağmen bir şey var içimizde,
Vazgeçmeyen bir parça, bir umut belki de.
...
..
.
..
.
İnsan bazen kendi benliğine yabancılaşır.
Kalabalıkların içinde kaybolur, doğru bildiği şeyleri yalanlara feda eder.
Çünkü daha kolaydır yalanlarla yaşamak.
Daha az can yakar gibi görünür.
Ama uzun vadede insanı içten içe çürütür.
İşte bu noktada "Yalanlarla yaşa ya da öl" bir isyan değil, bir hesaplaşma.
Hayata karşı dosdoğru durabilmenin bedelini hatırlatan bir çağrı.
Ya kendin olarak yaşayacaksın...
Ya da yavaş yavaş yok olacaksın.
Yeni bir yılın eşiğinde dururken, kimseye pembe hayaller satmak istemiyorum.
Hayat hâlâ zor olacak.
Sabahlar yine ağır gelecek.
Mücadele bitmeyecek.
...
..
.
..
.
Ama şuna inanıyorum,
Bu karanlık ama umut dolu günler, elbet bir gün güneşli ve bahar sabahlarına aydınlık olarak erecek.
Çünkü "insan, düştüğü yerden kalkmayı öğrendiği sürece yenilmez" derler.
Bu paylaşım bir "mutlu yıllar" dileği değil sadece.
Bu, hayatta kalmış olanlara bir selam,
Aramızda olmayanlara bir özlem,
Yorulmuş ama yürümeye devam edenlere bir omuz,
Zamanın soğukluğuna rağmen içindeki ateşi söndürmeyenlere bir not.
Yeni yıl...
Belki her şeyi değiştirmez.
Ama belki biz, kendimize karşı biraz daha dürüst oluruz.
Ve belki de bu bile yeter.
Şimdiden, "sağlıklı nice yıllara" demek istiyorum hepinize, hepimize...
...
..
.
..
.
Yılların Günahı Kaderde mi Kalacak?
Takvim yaprakları yine sessizce düşüyor.
Kimseye sormadan, kimseyi uyandırmadan.
Sessiz sessiz...
Bir yıl daha bitiyor, biten yalnızca zaman değil, biten bazen sabır, bazen umut, bazen de insanın kendine olan inancı oluyor.
"Yılların günahı kaderde mi kalacak" diye soruyor insan.
Yoksa kader dediğimiz şey, üst üste eklenmiş yorgunlukların adını mı taşıyor?
Hayat...
Çoğu zaman sandığımızdan daha yorucu.
Omuzlarımıza yüklediği ağırlık, yalnızca yaşananlar değil, yaşanıp da söylenemeyenler, içimizde birikenler, ertelenen hayaller.
Ve zaman...
Zaman hiç sandığımız gibi sıcak değil.
Aksine, soğuk.
Sessiz.
Duygusuz.
İşte tam da bu yüzden "Soğuksun Zaman" doğdu.
Sözsüz bir anlatı.
Çünkü bazı duygular kelimelere sığmıyor, anlatılmıyor, sadece çalınıyor.
Dakikalar ilerlerken bir enstrümanın titreyen sesiyle, insan zamanın içinden geçmediğini fark ediyor.
Aslında zaman bizim içimizden geçiyor.
Bizi aşındıra aşındıra.
Ama yine de...
Bütün bu karanlığa rağmen bir şey var içimizde,
Vazgeçmeyen bir parça, bir umut belki de.
...
..
.
...
..
.
İnsan bazen kendi benliğine yabancılaşır.
Kalabalıkların içinde kaybolur, doğru bildiği şeyleri yalanlara feda eder.
Çünkü daha kolaydır yalanlarla yaşamak.
Daha az can yakar gibi görünür.
Ama uzun vadede insanı içten içe çürütür.
İşte bu noktada "Yalanlarla yaşa ya da öl" bir isyan değil, bir hesaplaşma.
Hayata karşı dosdoğru durabilmenin bedelini hatırlatan bir çağrı.
Ya kendin olarak yaşayacaksın...
Ya da yavaş yavaş yok olacaksın.
Yeni bir yılın eşiğinde dururken, kimseye pembe hayaller satmak istemiyorum.
Hayat hâlâ zor olacak.
Sabahlar yine ağır gelecek.
Mücadele bitmeyecek.
...
..
.
...
..
.
Ama şuna inanıyorum,
Bu karanlık ama umut dolu günler, elbet bir gün güneşli ve bahar sabahlarına aydınlık olarak erecek.
Çünkü "insan, düştüğü yerden kalkmayı öğrendiği sürece yenilmez" derler.
Bu paylaşım bir "mutlu yıllar" dileği değil sadece.
Bu, hayatta kalmış olanlara bir selam,
Aramızda olmayanlara bir özlem,
Yorulmuş ama yürümeye devam edenlere bir omuz,
Zamanın soğukluğuna rağmen içindeki ateşi söndürmeyenlere bir not.
Yeni yıl...
Belki her şeyi değiştirmez.
Ama belki biz, kendimize karşı biraz daha dürüst oluruz.
Ve belki de bu bile yeter.
Şimdiden, "sağlıklı nice yıllara" demek istiyorum hepinize, hepimize...
...
..
.
#72
Müzik / Ynt: Gökuşağının ritmi Bölüm ...
Son İleti Gönderen Nadia - 27 Ara, 2025, 12:39 Ö.SYine muhteşem bir çalışma !
Zaman geçmiyor ama
Dinleyemiyorum şimdilik
Ellerine yüreğine sağlık
Zaman geçmiyor ama
Dinleyemiyorum şimdilik Ellerine yüreğine sağlık
#73
Sağlık & Yaşam / Toksik İlişkiler
Son İleti Gönderen Derya Deniss - 26 Ara, 2025, 08:28 Ö.SToksik ilişki, bireylerin duygusal, zihinsel ve hatta fiziksel refahına zarar veren, karşılıklı saygı, güven, destek ve eşitlik gibi sağlıklı dinamiklerden yoksun bir birliktelik türüdür.
Toksik ilişkilerin bazı özellikleri:
sürekli eleştiri ve değersizleştirme;
duygusal veya fiziksel şiddet;
kıskançlık ve güvensizlik;
iletişim eksikliği;
karşılıksız fedakârlık;
duygusal şantaj.
Toksik ilişki belirtileri:
güvende hissetmeme;
ihmal edildiğini hissetme;
destek eksikliği;
empati yoksunluğu;
özgüven eksikliği;
duygusal tükenmişlik.
Toksik ilişkiler, kişinin benlik saygısına, genel iyi oluş haline ve fiziksel sağlığına zarar verebilir. Bu tür ilişkilerden kurtulmak için profesyonel destek almak faydalı olabilir.
Bir önceki konumuz simbiyotik ilişkiler idi... Sosyal, bireysel ilişkilere önem veren yahut ilgilenenler için güzel örnekler taşıyan psikotik mevzulardır. Bireylerin hayatını cehenneme çevirebilir.
Toksik ilişkilerin bazı özellikleri:
sürekli eleştiri ve değersizleştirme;
duygusal veya fiziksel şiddet;
kıskançlık ve güvensizlik;
iletişim eksikliği;
karşılıksız fedakârlık;
duygusal şantaj.
Toksik ilişki belirtileri:
güvende hissetmeme;
ihmal edildiğini hissetme;
destek eksikliği;
empati yoksunluğu;
özgüven eksikliği;
duygusal tükenmişlik.
Toksik ilişkiler, kişinin benlik saygısına, genel iyi oluş haline ve fiziksel sağlığına zarar verebilir. Bu tür ilişkilerden kurtulmak için profesyonel destek almak faydalı olabilir.
Bir önceki konumuz simbiyotik ilişkiler idi... Sosyal, bireysel ilişkilere önem veren yahut ilgilenenler için güzel örnekler taşıyan psikotik mevzulardır. Bireylerin hayatını cehenneme çevirebilir.
#74
Müzik / Gökuşağının ritmi Bölüm 23- H...
Son İleti Gönderen Nesly Su - 26 Ara, 2025, 06:42 Ö.S #75
Kırmızı Koltuk / İçinizi Dökün / Ynt: Aşk olsun aşk !
Son İleti Gönderen Nadia - 26 Ara, 2025, 04:35 Ö.SBurada duygularımı şifresiz kriptosuz direk yazmayı seviyorum. Kendimi doğru anlayıp anlatmak sizlere... Burada da direk dümdüz olamayacaksak nerede olacağız ki ?
Ne diyeceksen dümdüz de lütfen @Buse Ostujk
Ben de acaba ne dedi ne demek istedi diye kafa yormadan dümdüz anlayayım kalan 3 kuruşluk aklım ile.
PLS
Ne diyeceksen dümdüz de lütfen @Buse Ostujk
Ben de acaba ne dedi ne demek istedi diye kafa yormadan dümdüz anlayayım kalan 3 kuruşluk aklım ile.
PLS

#76
Kırmızı Koltuk / İçinizi Dökün / Ynt: Aşk olsun aşk !
Son İleti Gönderen Nesly Su - 26 Ara, 2025, 02:40 Ö.SAslında anlattığın şey narsistlik değil bana göre buse...toplumda duygularını dillendirmenin bile ayıp görüldüğü bir ortamda kendine yer açmaya çalışma çabası. Kimse kendisi gibi birini aradığı için suçlu değil, tam tersine bu ihtiyaç dışlanmış hisseden insanın kendini var etme mücadelesiydi. KENDİM ADIMA EN AZINDAN BEN ÖYLEYDİM DİYEBİLİRİM. Sen aşk aramadığını söylüyorsun ama sohbetler, paylaşımlar birlikte gülmeyi biz hep beraber kurduk zaten. Hayatın savruk rüzgârı hepimizi dağıtsa da, en başından beri bizi ayakta tutan yine o sohbet ortamıydı. ÇÜNKÜ BAŞKA YOLU YOKTU daha önceleri...
#77
Kırmızı Koltuk / İçinizi Dökün / Ynt: Aşk olsun aşk !
Son İleti Gönderen Buse Ostujk - 26 Ara, 2025, 12:45 Ö.SNarsistlik nedir bilirmisiniz .. hani diyorsunuz ya " kendim gibi birini bulmak" bunu zaten sosyal cevremizde arama dusuncesinin utanci .. nasil denir bilemiyorum ama suphelensek bile ayiptir diye soramayiz iste .. o yuzden "narsist" olmaya iten bir toplulukta itilmislik hislerine sahiptik .. aski aramadim ama sohbet geyik ortamlarimizi biz kurduk iste .. biz hep sohbete actik aslinda .. narsistlik derken , saygisizca degil tabiyki yani .. hos gorum her zaman olmustur lakin hayat kosusturmasinin savruk ruzgarlari ile ne kendimize ne yuregimize yetisemez bir hayatti bizlerin cabasi ..
#78
Kırmızı Koltuk / İçinizi Dökün / Ynt: Aşk olsun aşk !
Son İleti Gönderen Nesly Su - 23 Ara, 2025, 06:10 Ö.SBiz şu an, en sevdiğimiz yaş pastanın son dilimlerini çatallıyoruz aslında Nadia.
Ne hırs kaldı, ne gösterişimiz.
Sadece tadını bilerek, yavaş yavaş bitiriyoruz.
Hayatın filtresiz, süssüz ama gerçek kısmındayız,
Belki tam da bu yüzden en sahici yerindeyiz.
Ne hırs kaldı, ne gösterişimiz.
Sadece tadını bilerek, yavaş yavaş bitiriyoruz.
Hayatın filtresiz, süssüz ama gerçek kısmındayız,
Belki tam da bu yüzden en sahici yerindeyiz.
#79
Kalemle Sohbetler / Ynt: Sohbet / Muhabbet Kafa Kı...
Son İleti Gönderen Nesly Su - 23 Ara, 2025, 06:06 Ö.SAlıntı yapılan: Derya Deniss - 12 Ara, 2025, 08:42 Ö.SDedem Korkut geldi,
Soy soyladı boy boyladı.
De bakalım ne söyledi![]()
Medyada hamfendinin biri benzer şekilde kafa kırmacalı bir konuya girmiş. Aman kızlar demiş, bakalım ne demiş ?
Bu eki görüntüleyemezsiniz.
Evvveett arkadaşlar bu akşam ki konumuz; iki dirhem bir çekirdek giyim kuşamlarıyla, atın götüyle ikiz kardeş olan dudakları, küçük, kalkık Maykılımsı burunları, Amazon ormanlarına rakip kaşları, yatağa girerken, sabah uyanırken bol makyajlı suratları, kuaförden yeni çıkmış saçları ile evin içinde giyilen yüksek topuklu ayakkabı sorunsalı.
Hangi kanalı açarsanız açın, karşınıza çıkan bütün Türk dizilerinden odamıza doluşan manzaralar bunlar. Yönetmenlere soruyorum;
-abicim siz neyin kafasını yaşıyorsunuz?
Hangi ülkede yaşadığınızı unuttuysanız durun biraz hatırlatayım size!
Türk kadını dediğin, yüksek topuklu ayakkabıyı evinde değil düğünden düğüne, bi eğlenceye giderken giyinir. Kaldı ki yanlarına aldıkları poşetin içine babet ya da spor ayakkabısı atar. Yorulunca ayaklarını dinlendirmek için. Yaaaaa🫤
Evin içinde ayaklarında terlik/patik, ya bol paçalı pijama ya da çamaşır suyuyla yer yer ağarmış gri eşofmanıyla, saç baş dağınık vaziyette, kocasının istediği karnı yarığı yapmak için kızarttığı patlıcan lardan dolayı üstü başı leş gibi yağ kokan, bir odadan diğerine elinde toz beziyle fink atan bir canlı türüdür.
Şimdi hal böyleyken ekranlardaki sexy, güzel avratları görünce ister istemez boğazımıza bi şey düğümleniyor, kendimizi bi kötü hissediyoruz. Jennifer Lopez bacımızın ki gibi bi götümüz, incecik belimiz, dümdüz karnımız, sütun gibi bacaklarımız olmadığı için türlü dertlere gark olup, "ulan bunlar kadınsa, ben neyim" deyip dişiliğimizi sorguluyoruz.
Psikolojimizin ayarlarıyla oynamaya, bizi üzmeye, öz güvenimizi yerle bir etmeye ne hakkınız var lan! Bir cinsin üzerine bu kadar yük bindirilir mi? Vitrin mankeni değiliz biz. Çekin artık ellerinizi bedenimizden! Yaşasın sarkmış memelerimiz, dağılmış göbeğimiz, yayılmış götümüzle var olmanın muhteşem hafifliği ✌️✌️
Bakın arkadaşlar bu işin mağduru bir tek biz kadınlar değil erkekler de nasiplerini alıyor. Allahtan evli olanlar işin gerçek yüzüne idmanlı oldukları için ekranlarda gördükleri dişilere bakıp en fazla "ah ulan Rıza, yaktın bizi" diye hafiften yana dönüp, karısına çaktırmadan iç geçiriyordur. Ama bekarlar öyle mi? Ölümüne hayal kuruyorlar. Harika vücutları, sexy iç çamaşırlarıyla karşısına dikilmiş bir kadınla muhteşem bir cinsellik yaşayacaklarının hayalini. Sonra bu düşünceye kendini öyle bir kaptırıyor ki kalbi mutluluktan kanat takıp pır pır uçuşan kelebekler misali binbir hevesle karşı cinsin ayaklarına kapanıp;
- evlen benle noooluuur, nooooluuuurrr benimle evlen
diye böğürüyor.
E sonra ne mi oluyor? Bıngıl bıngıl her yerinden et taşan hatunu, üstünde atlet, altında çiçekli basmadan paçalı donuyla karşısında beliriveriyor 😲
Noldu anacım hayallerin Titanic olup battı mı? Kafanda kurguladığın çakma kadınla orijinali taban tabana zıt düştü değil mi? Kendini kandırılmış, aldatılmış hissettiğin an. İçinde bir yerlerde "Allahım neydi günahım, ben nerde nerde yanlış yaptım " diye İbrahim Tatlıses avaz avaz feryat eder. İsyanın kime leyn çömez! Pazarda satılan o paçalı donları gördüğün vakit "bunları kim giyiyor?" diye hiç düşünemedin mi kereviz😬
Şimdi bu hayal kırıklığına uğramış meczup, kırılan kalbini tamir etmek için kadının üzerinde ince ayarlar yapmaya yeltenir. Bu bir tuzaktır, sakın düşmeyin kızlar!
Senden, en azından gece yatağa girmeden önce altına tanga, üstüne ince askılı, kırmızı satenden, kısacık kombinezon giyinmen talebinde bulunur. Hoooşşşştttt!
Sırf senin vücudunda daha fazla testosteron salgılansın diye götümüz başımız donsun, romatizma olalım öyle mi! Sadece kendi serçeni havalandırmaya odaklanacağına, önce bizim libidomuzu kaldır. Şöyle bir güzel şahlanalım ki olaya Fransız kalmayalım dimi?
Yunan tanrısı heykelleri misali dümdüz karın, taş gibi popo,kılsız tüysüz pırıl pırıl bronz teninle deri kostümleri giyip hele bi dikil karşımıza da biz de canımız isterse bi numaralar döndürürüz icabında. Kendilerine bakmazlar, bize gelince burun kıvırıp, Slav kadınlarına ağızlarının sularını akıtırlar, karanlıkta dahi kıpırdanan bişey e hiç düşünmeden hevesle koşarlar.
Kutubumun d/ayıları sizi😤
Bakın görüyorsunuz işte, yazıya sakin sakin başladım, sonuna doğru sinirlerim nasıl zıpladı yine🤒
Hem cinslerime söylüyorum;
Sevginin zerresini barındırmayanlara yüreğinizin kapılarını sonuna kadar açıp, anahtarını avucunun içine bırakmayın! Seni olduğun gibi kabul etmeyip, içine sindirmeyen erkeklerin sırf kendi cinsel arzularını tatmin etmesi için kafasındaki şablonlara sizi sokmasına izin vermeyin. Vücudunuzla barışık olun. Sistemin ( kozmetik, moda, plastik cerrahi) sana dayattığını ret edin. Yapacaksanız bile sadece karşı cinse beğendirmek için değil kendinizi daha iyi hissedeceğinize inanıyorsanız yapın. İnce dudaklarımız, kemerli burunlarımız, küçük memelerimiz, hafif göbeğimizle sürekli gözümüzün içine sokulan "Victoria Secret top modellerinden" daha güzeliz unutmayın. Fabrikadan seri imalat yapılıp, piyasaya sürülen mal misali birbirimizin aynısı/kopyası değil çeşit çeşit, renk renk, desen desen olduğumuzda daha özgür, daha kadın kadın, daha "kendimiz" oluruz.❤️
Kafa kırma sırası sizde.![]()
Yayınımız müziksiz idi
Hadi şerefe
Bu eki görüntüleyemezsiniz.![]()
...
..
.
Biz iki dirhem bir çekirdek değiliz iki terlik bir patik ekolüyüz
Bu arada, bana göre gerçek kadın sabah makyajsız uyanır, akşam özgüvenle yatar,
aksini inkar eden ile bir kapışırız kuytu köşede
#80
Kırmızı Koltuk / İçinizi Dökün / Aşk olsun aşk !
Son İleti Gönderen Nadia - 21 Ara, 2025, 01:11 Ö.SBen bile beni anlamazken kimsenin beni anlamasını beklemek çok nafile.
Kendimi tanımlamak için bu alemde çok deneyimlerim oldu.
Yıllarca hoplayıp zıplayıp her türlü naneyi yedikten sonra bu kanaatteyim.
Bunların hepsi kendimi keşfetmek adına giyinme dürtülerimin ve pasif duygularımın nedenlerini çözmek içinmiş.
Şimdiki gençler bu konuda çok şanslı. Ne olduklarını ve neden böyle olduğunu biliyor ve kendilerini bu şemsiye altında kolayca adlandırıp konumlandırıyorlar. Bunu 30 yıl önce yapabilmek çok daha zordu.
Keşke gay veya trans veya travesti olsaydım. Ama bu kadar net bir noktada değilim.
Çok denedim ama bir erkeğe aşık olamayınca durumumun karmaşasını çözmek kolay olmadı.
Ben erkeğim ve kadınlardan hoşlanıyorum. Kadının muhteşem güzelliğine aşığım. Bir erkeğin sadece afedersiniz aleti çekicidir bana. Hal böyle olunca travestiler tanrıçalarım oldular. Ama onlar da paraya tapıyorlar. Hiç biri bana bakmayınca sonunda kendi tanrıçamı kendim yaratmaya başladım. Giyinip aynada gördüğüm tanrıçamı çok sevdim. Ama onunla sevişemiyordum. Bunun için de bu işe uygun erkekler bulmaya başladım. Ama hep bir şey eksikti. Hep yarım kalan bir şey vardı benim için.
Aşk !
Sen yoksun diye !
Ne hallere düştüm !
Mutlu pazarlar dostlar.
Kendimi tanımlamak için bu alemde çok deneyimlerim oldu.
Yıllarca hoplayıp zıplayıp her türlü naneyi yedikten sonra bu kanaatteyim.
Bunların hepsi kendimi keşfetmek adına giyinme dürtülerimin ve pasif duygularımın nedenlerini çözmek içinmiş.
Şimdiki gençler bu konuda çok şanslı. Ne olduklarını ve neden böyle olduğunu biliyor ve kendilerini bu şemsiye altında kolayca adlandırıp konumlandırıyorlar. Bunu 30 yıl önce yapabilmek çok daha zordu.
Keşke gay veya trans veya travesti olsaydım. Ama bu kadar net bir noktada değilim.
Çok denedim ama bir erkeğe aşık olamayınca durumumun karmaşasını çözmek kolay olmadı.
Ben erkeğim ve kadınlardan hoşlanıyorum. Kadının muhteşem güzelliğine aşığım. Bir erkeğin sadece afedersiniz aleti çekicidir bana. Hal böyle olunca travestiler tanrıçalarım oldular. Ama onlar da paraya tapıyorlar. Hiç biri bana bakmayınca sonunda kendi tanrıçamı kendim yaratmaya başladım. Giyinip aynada gördüğüm tanrıçamı çok sevdim. Ama onunla sevişemiyordum. Bunun için de bu işe uygun erkekler bulmaya başladım. Ama hep bir şey eksikti. Hep yarım kalan bir şey vardı benim için.
Aşk !
Sen yoksun diye !
Ne hallere düştüm !
Mutlu pazarlar dostlar.




















