Bir hayalin peşinde-Salda gölü-Didim (Bölüm 1)

Başlatan Nesly Su, 16 Haz, 2025, 07:40 Ö.S

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nesly Su

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.

...
..
.
Shera
Nesly bizi tatile götür kııızzz!
Nesly
Shut up!!!!! Shera...
(Neden böyle bir atara kalktım bilmiyorum sanmayın sakın. Olayın içinde eğer Shera varsa her daim ihtiyatlı davranmışımdır.) 
Sende yok, ben de yok, nasıl çıkar bu iki guraba uzun yola?
Shera
Ne var ay sıkıldık işte alla allaaa.... Hem benim başım kel mi yaa...
Hekesler gidiyor...
Ben milletin tatil fotolarına baka baka mı bronzlaşacam
Gel beni alllll al beni çabıh diyom....
Kız valla şambrelimi de alıp gelecem söz, girçekten. Masrafsız cedeyim biliyon.
Icık çenem düşük okadan sadece.
Gidiyoz dimi nan aşgusu?
Gidiyoz mu hıı ne didin?
Kendim konuşup sadece kendim dinyom ben yaaa...
Bah bi hele ne diyom gııı... 
Senle şöyle olsak varyaaaaa üfff...
Nesly
Whaaaat ?
Shera
Ne vatı? ya vaaat ne? tatil diyorum anla be kadın.
Nesly
He anladım tamam bakarız... 
(İki haftada güneşlenirken shera şöyle olur ben de kurtulurum ondan.
Shera
Bakarız ne? allansen gidek ay işte.
Nesly
Shera ile tatil yapmak keyifli olacak buna adım gibi eminim. Ama işte ben biraz tedbirli insanım düşük bütçeli tatil için illa ki plan program yapmam lazım. Shera'ya "sen bana biraz müsaade et" diyerek konuyu en orta yerinden bağladım. Hemen kafamda kırk tilki dolanmaya başladı ama hiç birinin kuyruğu birbirine değmiyordu esasında.

1. Çadır Kampı:
Yer: Salda Gölü
Ulaşım: Zonguldaklı (Plakanın 67 olmasından mütevellit)
Konaklama: Gezerek yolculuk yapmak en sevdiğim için konaklama şart. Kendi çadırınızı götürerek masrafları minimumda tutabiliriz.
Yemek: Et olmuş dünyanın parası mangal yapabilmek iki çulsuz ce'deyi de aşar. Yanınızda getirdiğiniz sandviçler, konserveler
gibi pratik yiyeceklerle geçinebilirsek ölmeyeceğimiz garanti.
Aktiviteler: Yüzme, doğa yürüyüşleri, romantiklik adına yıldızları izleme.
2. Küçük Turlar veya Geziler:
Yer: Söke, Kuşadası, Yalıkavak, Bodrum mesela fena bir rota sayılmaz.
Ulaşım: Gazı dolunca yollara bana mısın demeyen Zonguldaklı.
Konaklama: Pansiyonlar veya Airbnb gibi uygun da olsa konaklama seçenekleri bizi bozacağından, günü birlik turlar sayesinde eve dönüş.
Yemek: Yerel lokantalarda ekonomik menüler ocağımıza incir ağacı dikecektir kesin. Kendi yemeğinizi pişirmek için yerel pazarları ziyaret etmek mi? yoksa, üç harfli dükkanlardan aparatif yiyecekler almak mı? bakacağız artık.
Aktiviteler: Tarihi yerleri gezmek, yerel halkla sohbet etmek, deniz kenarında vakit geçirmek. Paramız kalırsa gittiğimiz yerlerden mağnet bile alırız.
3. Günübirlik Doğa Kaçamağı:
Yer: Kuşadası gezisinde yakındaki bir Güzelçamlı Milli Park veya şehir turu belki.
Ulaşım: Zonguldaklı evet tek çare.
Konaklama: Bu gezi planımızda konaklama yok, sadece günübirlik bir gezi.
Yemek: Piknik sepeti hazırlayarak yemek masraflarını düşürebiliriz.
Aktiviteler: Doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, daha ne olsun
4. Şehir İçi Keşif:
Yer: İlk senaryo düşük bütçeli akşam Didim gezmesi Bim'den dondurma bile alırız belki.
Ulaşım: Tempolu yürüyüş hem spor olur veya toplu taşıma ile.
Konaklama: Kendi evinizde kalacağız zaten ev Didim de, böylece konaklama masrafımız yok ohh misss.
Yemek: Evde yer çıkarız aksiyona gerek yok.
Aktiviteler: Müze kartımız var, parklar, ücretsiz etkinlikler daha ne.
5. Köy Evi Tatili:
Yer: Yakındaki bir köyde aile veya arkadaşların evi olur mu olmaz? yok çünkü bunu es geçelim.
Ulaşım: Gidip konaklamayacağımızdan bunu es geçebiliriz.
Konaklama: Misafirlikte kalmak isteriz elbet ama tanıdık yok çok şükeka.
Yemek: Altın köy civarında bahçeden toplanan taze sebze ve meyveler olabilirdi. Lakin bir pompalı ile arkamdan vurulmak istemeyiz ikimiz de.
Aktiviteler: Yok. Yok, yok diye yok olmasın da.
Böyle böyle yarı uykulu, yarı uykusuz sabahı bir şekilde emiştim.
Gözümü zar zor arlarken, telefonumun ekranında Shera'nın adı belirdi. Ne zaman bu tatili konuşsak, yüzümde istemsiz bir stres oluşuyor. Pandemi yüzünden ertelediğimiz, hayalini kurup durduğumuz o maceraya atılma vakti gelmiş miydi? "Benim bile "evde pineklemekten yoruldum" demek geçiyordu içimden. İhtiyacım olan tek şey biraz macera ve yeni hikayeler" diye iç geçirdim. Bakmayın Shera'nın enerjisi ekranın diğer tarafından bile hissediliyordu. Zaten beni en çok motive eden şeylerden biri de onun sabırsızlığıydı. Haklıydı da..."Evet dememi sabırsızlıkla bekliyor olmalı," diye düşündüm.
Uzun uzadıya konuşup, tüm planlarımızı gözden geçirerek mesela "ilk şöyle mi yapalım" diyorum cevap "evet" oluyordu. İlk durağımız Salda Gölü. "Yılın bu zamanı orada çadır kurmak bir rüya gibi olacak diyorum" "bence de" diyor esas kız. Hiçbir planının olmadığı aşikarken hayal ve plan kurmak yine bana kalmıştı. Gözlerimi kapatıp beyaz kumları ve masmavi suları düşündüm. Shera ile birlikte o sulara dalmak, yıldızların altında uyumak... Hepsi kulağa muhteşem geliyordu. Tarih belli, buluşacağımız saat belli, hedef bile belliydi bana göre artık. Sadece detaylara takılmadan ilerleyecektik. 
"Tamam Shera," dedim derin bir nefes alarak. "Bazı konularda pişman olacağımı bile bile "evet diyorum nan Nevşehir bebesi, hadi çantalarımızı toplayıp yola çıkalım" dedim mi pek tabi.
Shera'nın kahkahası telefonun diğer ucunda yankılandı. "İşte budur. Hazırlan, seni almaya geliyorum" diye cevap verdi. Neyle alacağını bile soramadım sevindi ya garibim. Telefonu kapattıktan sonra aceleyle çantamı hazırlamaya başladım. Kararımı verdikten sonra hazırlanmam en fazla 10 dakikamı alır zaten benim. Çadır, mayolar birkaç kıyafet ve biraz da hayal. Artık her şey hazırdı. Macera bizi bekliyordu gerçekten. Günü ve zamanı gelip arabaya atladığımızda Shera'nın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Hadi bakalım, yeni hikayeler biriktirmeye" diye bağırdı ve kontağı çevirdim. Yol bizi nereye götürürse götürsün, önemli olan birlikte olmamızdı. Macera başlıyordu ve ben bundan daha fazla heyecan duyamazdım.
Uzun uzadıya konuştuğunuz "nasıl yaparız" diye aylardır düşündüğümüz, tatil galiba Shera'nın şebeklik yaparak diretmesi sonucu ikimize de yeşil ışık yakmıştı, gidiyorduk. İlk başlarda yarım sayfa taslak bile oluşturan ben, sonrasında ise "spontane olsun, planlı programlı gitmeyelim tatile" diye ortak bir kararda mutabık olmuştuk. Yol bu, nerede ne çıkacağını bilemediğimizden, anlık gelişen, bizi şaşırtan ve ne varsa, ona uyacaktık sadece. Tek tatil programımız buydu. Shera belirlediğimiz tarih ve saatte bahtı gibi kendi kara şehr-i anakarada olacak ve mesai bitiminde ''And the road becomes my bride'' diyerek günün son ışıklarıyla beraber çıkacağımız yolculuktan geriye sadece anılar birikecekti. Bu yolculuk, tüm planları bir kenara bırakarak anın tadını çıkarmayı hedeflediğimiz, spontane ve dolu dolu bir macera olacaktı. Yolda karşılaşacağımız her şey, bizi şaşırtan, güldüren ve büyüleyen anlar olarak hafızalarımızda yer edecekti.
Ve beklenen gün ve beklenen saatte buluşma tam da konuştuğumuz yerde vuku bulmuştu. Shera, kendi eşyalarını Zonguldaklı'nın bagajına yerleştirirken yüzündeki gülümseme ve sevinç görülmeye değerdi. Arabaya geniş geniş kurulduğunda, "Ayy, biz tatile mi gidiyoz çenle?" diye yaptığı sözde bebeksi espriyle, yolculuğun zor olma olasılığıyla bir anda donuklaştım. Beyaz yakalıların doluştuğu Ankara, trafik çilesiyle Constantinapolis'i aratırken, biz ilk rotamızı uzun süredir güzelliğiyle dillere destan olmuş, güzide ülkemin Maldivleri olarak da tabir edilen Salda Gölü'ne çoktan çevirmiştik bile.
Ankara'dan saat 18:00 gibi çıktığımız yolculuğa, kah gülerek, kah şarkılı türkülü, en çok da Sagopa Kajmerli devam ediyoruz. Shera, etrafın fotoğraflarını çekmekle meşgulken, arkamızda bıraktığımız başkentin üzerinden batan güneşle gülümsüyoruz birbirimize. Sanki emekli olmuşum da son mesaimden sonra "Ver elini Didim, bekle geliyoruz" der gibi hissettim. "Dur nan, şu gurabaya yolda bir şey ısmarlayayım" gazıyla direksiyonu gözlemeciye kırdım. Shera'nın "Noluyo yeaaağğğğ" demesine bile fırsat vermeden, fiyatları görünce ani bir U dönüşüyle tekrar yola koyulup, arkama bile bakmadan devam etdiyoruz. Bulunduğumuz mevki Ankara'nın Polatlı ilçesi ve Afyon'a daha 180 km yolumuz var, yaklaşık 2 saatlik bir mesafe.
Nesly
Canım benim acıktıysan benzinlikte durayım istersen.
Shera
Az evvelki manevran neyin nesiydi bilmiyom emme neeese...
Nesly
Efendim aşgusu ne didin?
Shera
Açım yoldan geldim(Nevşehir) nerde mola verecuz? diyorum yaahu neyini anamadın ki?
Nesly
Aşgusu seni öyle bir yere götüreceğim ki parmaklarını yiyeceksin bak gör.
Shera
Valla mı nan?
Nesly
Aşk olsun kız ben sana ne zaman yalan söyledim? Bana güvenenzi gerisini merak etmeyenzi.
Shera
Ağızlara bak yaaa...Bana mı özeniyon sen? Hiç yakışmıyo yapma.
(Ferdi TAYFUR'un Mobile güven gerisini merak etme sen reklam diyaloğu ile yanıt verdiğine göre, demek ki aç kaldım ben)
Nesly
Bence de olmadı bu, kendimden utandım kız.
Shera
Ha şöle... Eeee ne zaman nerde yiyecuz?
Nesly
Az kaldı merak etmeyenzzz... şey az ya işte.
Shera
Ne kadar az?
Nesly 
Havanın iyice kararmasını fırsat bilen ben, "Sen boşver, aç bi Sagopa da neşemizi bulalım" diye lafı karıştırıyorum. "Ha şimdi geldik, ha az kaldı" derken, "Bir de şu şarkısı vardı hani" deyip melodisini mırıldanınca, Sagopa Kajmer'in şarkılarını yüzlerce kez dinlemiş olan esas kızımız, playlistten bir çırpıda çıkarıveriyor. Saat 20:45 sularında "Afyon bu kadar uzak mıydı?" derken tabelasını görünce rahatlıyorum. Eskiden olsa "geldik hadi gözün Aydın, kulakların İzmir" esprisi çok tutardı halbuki, Shera neden gülmedi anlamadım doğrusu.
Açlığı yüzüne belirgin bir şekilde yansıyan Shera benle pek muhatap olmadan ağır ağır indi Zonguldaklı'dan. Biraz gerinip biraz da esnemesi bitince geçiyoruz mekana. Her seferinde uğrak yerim olan ''yemeden geçmek de olmaz ki canım, bir daha kim bilir ne zaman geleceğiz bu cenaha'' diye düşündüğüm yerdeyiz yine. Sucuk döner molası ile karnı bir güzel şişen Shera az da olsa canlanmaya başladı. Serüvenimiz kaldığı yerden tam gaz devam edecek demektir artık. Ne hikmettir bilemem, her yolum düştüğünde bu taraflara, başka yerde yemiş olmama rağmen, sanki aynı makinada yoğrulmuş tadı veren sucuk dönerin lezzeti Shera'nın da damağında kaldı. Nereden anladım derseniz, az evvel ki sabit yüz ifadesinin yerini artık gamzelerini ortaya çıkartan ve de içimi ısıtan gülüşü her şeyi ile ele veriyordu çünkü. Uyduruk mekanlardaki lezzet anlayışının bendeki etkisi her daim mutluluğuma vesiledir. Hal böyle iken Shera'nın da buna kayıtsız kalamaması daha da sevinmeme neden olmuştu. "bir tane daha yaptırayım mı?" söylemim, doyduğunu tahmin ettiğimden dolayı karşılık bulamazken, sadece kafa sallamak ile yetindi. En nihayetinde gezgin, avare, serseri, bir küs, bir barışık potpori tadında devam eden, artı olmaz ise olmaz müzikal yolculuğumuz devam etmeye hazır hale gelmişti. Yemek sonrası karton bardaktaki çay keyfini de limonsuz yerine getirirken, uzaktaki düğünden gelen bağlama sesleri birbirimize bakıp gülüşmemize vesile oluyor bir anda.
Shera
Dönüşte bir daha yer miyiz buradan?
Nesly
"Sen yeter ki iste gurban olduğum" diyerek savaş kazanmış komutan gibi sevinçli hissediyorum kendimi.  Her ne sebepten olsa da, bana bir şekilde küsen esas kızımızla ve anlaşabiliyor olmanın verdiği hafiflik ile sevinip gülümseyen suratını avuç içlerime alıyorum. Yüzü kızarıyor mahcup bir tavırla. Karnı tok, sırtı pek iki cevval kafadar olarak tekrar çıkıyoruz yola. Arada rota kontrolü devam ederken, vaktin haylice ilerlemiş olması neticesinde, "acaba Salda gölüne gece yarısı olmadan gidebilecek miyiz?" diye hararetli bir tartışmaya giriyoruz. Ben hesaplarıma ve yollarında durumuna göre molasız 02:00 civarında orda olacağımızı söylerken Shera durmadan "imkansız,bu hızda o saatte olmamız, başaramazsın, hem Alonso'musun sen?" diye kafa karışıklığı yaratıp beni gaza getirme derdinde. Yola kendimi verip Uşak sapağını kaçırmamak için mücadele ederken "Alonso kimdi ki acaba" diye düşünmek ile meşgulüm. Son anda fark ettiğim Sandıklı ve sonrasındaki Dinar yoluna dönüp, işlemi hatasız yaptığım için kendim ile gurur duyarak, iyice yayılıyorum şoför mahalline. Bu kültürsüz mantar benim bilmediği neyi biliyor acaba? Bölünmüş yol yapılıyormuş, yol birden gidiş geliş yönlü tek şeride düşüyor. Hızımızı iyice azaltıyoruz. Yol tenha ama aydınlatma yetersiz olduğundan karşıdan gelen aracın farı nerdeyse gözümüze tokat gibi yansıyor. Gece yarısı olmuştu, henüz Dazkırı'dan sonraki Salda gölüne döneceğimiz sapağa ulaşamamıştık. Temkini elden bırakmıyorum. Bir gözüm navigasyonda, diğeri yolda en son Burdur Çardak tabelasını hayal meyal görmem ile yolun kabası bitti dedim kendimce. Bir şekilde Burdur Salda Gölü'ne Çardak kavşağından girdik ve Shera bana dönüp "Niye döndün?" der gibi baktı. Hem yol bilmez, hem de "ana yoldan neden ayrıldın ki, bu köy yoluna niye düştük?" düşüncesi yüzünden okunuyordu. Açıkçası bir bakıma da hak veriyordum kendisine. Karanlık olan ve dağ yolunda başımıza bir şey gelse günlerce kimsenin bizi bulamayacağı gerçeği de var.  Sazköy ve Beylerli köyünü geçtik geçmesine ama, Hayriye köyünden sonra çıktığımız keskin virajlı toprak dağ yolları, cidden düşündüklerimi doğrular nitelikteydi. Shera, "Burası tehlikeli değil mi?" diye sordu, gözleri biraz endişeli bir halde. Ben de gülerek, "Macera ruhu, Shera Macera ruhu" dedim. O ise gözlerini devirerek, "Macera değil, korku yolu bu" diye cevap verdi. Yavaşça tırmandığımız dağ yolunda, her bir kasis Shera'yı hafifçe sarsarken, gözüm ara ara dikiz aynasına kayıyor. Geride bıraktığımız toprak yoldan havalanan toz bulutları, arabanın arkasını adeta stop lambalarından çıkan kırmızı ışıkla birleşerek kaplıyor. Tozun yoğunluğundan, arkamızda ne olduğunu artık görmek imkansız hale geliyor. Her kasiste, yavaş yavaş yükselirken, bu manzara bir şekilde hem endişe verici hem de büyüleyici geliyor bana. Velhasıl 02:30 gibi karanlıkları delerek ulaştığımız Salda gölüne benim yol durumuna göre verdiğim hesap şaşmış Shera kazanmıştı. Hava öylesine karanlıktı ki durduğumuz yerden hava açık olmasına rağmen yıldızlar bile görünmüyordu. Biz Salda gölüne mi geldik, yoksa başka bir yere mi? bilememiştik açıkçası. Çadırımızı Zonguldaklının farları yardımıyla kurarken Shera'nın zaferini kutlar gibi bir edayla her şeyi organize etmesi ve pis pis sırıtması, aramızdaki tatlı rekabetin ne kadar eğlenceli olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
Gecenin sessizliğinde, gölün huzur verici sesi ve yıldızların parıltısıyla sarılmışken, yavaş yavaş yorgunluğumuzu unuttuk. Ertesi gün bizi bekleyen maceralara hazır olmak için gözlerimizi kapattık ardından;
derin,
ve horlamalı,
ve azıcık zeminin azizliği neticesinde rahatsızlık verici,
ve biraz ayak kokusu eşliğinde(birimizden birimiz pembe bulut çıkamış da olabilir),rüyalar alemine zor da olsa daldık. Daha önce hiç gitmediğimiz bir yere ilk kez gitmek her zaman biraz tedirginlik yaratabiliyor bende. Ancak, gece boyu çadırın yakınından hızla geçen birkaç aracın dışında büyük bir endişe yaşamadık diyebilirim. Böylesine bilinmeyen bir yerde çadır kurmak, özellikle de araçların hareketliliğine rağmen, biraz cesaret gerektiren bir durummuş tecrübe edinmiş olduk sonrasında. Gelecekte anlatacağımız Anılar Hanemize bir artı daha eklemiş olduk en azından. Bu arada itiraf etmeliyim ki çok deli yatarım ben. Öyle böyle değil yani. Bir nevi "başımı koyduğum yer evimdir" durumları hakim yani ben de anlayacağınız. Sabah uyandığımda yattığım yer ile, uykuya daldığım konum arasında epeyce bir fark olduğunu gören Shera'nın, sayemde gece pek de rahat edemediğini suratındaki sersem halinden anlamıştım. Sabahın ilk saatlerinde çadırda tarlası yanmış köylü gibi oturuyoruz. Uykuluyuz aslında ikimizde. Shera'nın ve benim gözaltı torbalarımız belirginleşmiş durumda. Çadırdan henüz çıkmadan bir aracın yaklaştığını duymamız ve hemen dışarı atılmanız tam bir macera filmi sahnesi gibiydi. Niyeyse paniklemiştik. Lüks bir jeep'in önünüzde durması ve ardından bir beyefendinin elinde sigara, aracın kapısından sarkarak restoranlarının fiyat listesini burnunuza sokması gerçekten komik ve beklenmedik bir olaydı.
Jeep'i Olan Emmi
-Bağğğkk yeğenlerim... şimdi güneş doğacak, epey resim neyim çekin emiii...
Nesly
Fotoğraf o yalnız.
Jeep'i Olan Emmi
Anamadım yeğen ne dedin.
Shera
Bi sus allansen yine başlama.
Nesly
Çıkışı ile istemsiz Shera ile birbirimize bakıyoruz.
Şaşkınlığınızı atamadan, bu ikinci dalga teklif, sabahımızın nasıl hızlı bir şekilde ilginç bir hal aldığını gösteriyor. Macera cidden yolculuk ile başlamış her bir anısı güldüren ve de düşündüren cinstendi. Sevdiğiniz insan ile çıkılan her yolun güzel yanlarından biri de, bu tür beklenmedik ve komik anılarla dolu olmalarıymış demek ki.
Jeep'i olan amcamızın bizi bilgilendirmesi sonrasında yanımızdan ayrılır ayrılmaz "ikimizde ne kadar doğru olabilir ki" diye düşünerek, sabahın ilk ışıklarında yaka silkeliyoruz.  Ama elbette peşin hükümlü olmamanın gerçekliği ve Salda Gölü'nün büyüleyici güzelliğiyle karşılaşmamız uzun sürmüyor. Devamında da bu güzelliğin bizi kendine aşık etmesi ise tarifsiz bir anıydı. Sabahın erken saatlerinde, gün doğumunu yakalamak için koşturan insanları görmek ve deklanşöre basarak bu anları ölümsüzleştirmek, maceracı ruhumuzun ve maceramızın en güzel anlarından biri olarak hafızamızda yerini çoktan yerini almıştı.
"Salda Gölü, Türkiye'nin Burdur ilinde yer alan, doğal güzellikleri ve turkuaz rengiyle ünlü bir tatlı su gölüdür. "Türkiye'nin Maldivleri" olarak adlandırılan Salda Gölü, benzersiz beyaz kumlu plajları ve kristal berraklığındaki suyu ile bilinir. Göl çevresinde kamp yapma, yürüyüş, yüzme gibi birçok aktivite yapılabilir. Doğa severler için harika bir destinasyondur ve özellikle fotoğrafçılar için eşsiz manzaralar sunar.
Salda Gölü'nün önemli özelliklerinden biri de, içeriğindeki magnezyum ve diğer mineraller sayesinde cilt sağlığına olumlu etkileri olduğuna inanılmasıdır. Bu nedenle, göle gelen ziyaretçiler suyun ve çamurun faydalarından yararlanmak için göle girerlermiş."
Salda Gölü, birçok gezginin kalbinde özel bir yer edinmiş ciddi manada doğa harikasıymış. Çekici güzelliği ve huzur verici atmosferiyle, orada geçirilen her an unutulmaz bir deneyim sunuyor biz fukara gezginlere. Tek bizi üzen nokta sabah havanın çok serin olmasından suya giremememiz. Hedefimizin belli, zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle daha fazla kalamadık o da apayrı bir konu elbette. Ancak, yeni yerler keşfetme arzusuyla yola düşmemiz, gezgin ruhunuzun bir yansımasıydı. Bunu da atmadan geçemeyeceğim. Gelecekte tekrar döneceğimiz ve uzun süre kalacağımız günü iple çekmek, bu güzelliklerin içimizde kalıcı bir yer edinmesini sağlıyor. Salda Gölü'nün bize tekrar aynı güzellik ve huzurla karşılık vereceğinden eminim-eminiz.
Shera
 "Hadi yaaa, artık gidelim, sıkıldım burdaaaaan..."
Nesly
Hiçbir yerde barınamayan esas kızımız'ın bu yersiz dırdırı sayesinde rotamızı tekrar asıl gideceğimiz yöne, yani Didim'e doğru çeviriyoruz. Ben müziğin ve virajlı Burdur yollarının tadını çıkartırken, Shera ise her zamanki gibi fotoğraf çekme derdinde. Hatta kendinden geçmiş durumdayken her çektiğini gözüme soka soka gösterme telaşıyla meşgul. Burdur-Denizli istikametine doğru çıktığımız yol boyunca gördüğümüz ayçiçeği tarlaları, internette sunulan güzellikleri barındırmıyordu. Ama yine de birkaç anı için mola veriyoruz. Tabii Shera, sarı renge hasta olduğundan, illa ki ayçiçeği tarlası ile uyumlu bir kombin yapacağım diye tutturuyor. Aracın arka koltuğunda bir çırpıda değiştirdiği kıyafeti ile koşarak iniyoruz yol kenarındaki uçsuz bucaksız ayçiçeği tarlasına. Bir yandan sebepsiz koşuyoruz, bir yandan da Shera'nın heyecanı ve enerjisiyle dolup taşıyoruz. Nasıl mı? Ahanda böyle işte:
Shera
"Heeey nerde bu bağın sahibiiiii...? bağdan ne varsa çalacaz...ardından da bağcıyı döveceeeez... çıııık ortayaaaaa biz geldiiiiiiik..."
Nesly
Densizliğinin sonucunda başımıza bir hal geleceğinden hafif bi bu durumdan tırsıyorum. Shera'nın anlamsız bu sebepsiz atarı sayesinde kimseye bulaşmadan, kimse sesimizi duymadan, parmak uçlarımızda topukluyoruz. Yaklaşık 3 saatlik durmaksızın yapılan yolculuğun ardından  Milas ve Bafa gölü bizi karşılıyor. Nihayet ilk Didim tabelasına ulaşıyoruz. Hava 40 derecenin üzerinde, bu yüzden klimaya bir tık daha abanıyorum. Zonguldaklı'dan evin önünde indiğimizde yüzümüze çarpan dehşet sıcaklık ile afalladık mı? evet. Onca eşyanın arasında anahtarı bulup eve koşar adım çıkan Shera'ya sesleniyorum:
"Valizlerden birini alsaydın bari"
Ama kendisi çoktan gözden kaybolmuş durumda. Neyse ki kazasız belasız eve varmış olmanın verdiği tatlı yorgunluk ve aldığımız serin duş sonrası kendimize geliyoruz. Tam dinlenmeye hazırlanırken Shera'nın sesi duyuluyor:
Shera
"Hadi sahile inelim yaaa..."
Nesly
Bu teklif kulağa hiç hoş gelmese de, hanım efendiyi ikna etmek ne mümkün. Dünden razıyım ama "Deliye bulaşacağıma çalıyı dolaşırım" mantığına teslim ediyorum kendimi ve sahile inmeye razı oluyorum.
Şimdi kendimce düşünüyorum, Altınkum Sahili kalabalıktır, oraya hiç inmeyelim. Diğer koylar da bana hitap etmemiştir, onca yıldır geldiğim seneler boyunca. Var ise yok ise üçüncü koy Nesly için en uygunu. Ama bakıyoruz ki oralar da hınca hınç insan kalabalığına teslim olmuş. Bu yüzden yönümüzü biraz daha uzak olan İmbat Koyu'na çeviriyoruz. Shera'nın sabırsızlığı gözümden kaçmıyor. Bir an önce sıcak kumlardan serin sulara adım atıp serinleyeceği anın hayalini kurmaktan kendini alamıyıp "hadi ya az hızlı gaz basa gaaaz basaaa Nesly'mizin devamı olacak hatun" diye tempo tutuyor. Gaz basa?

Nihayet ve en sonunda İmbat Sahili karşımızda. Her sene olduğu gibi bu yıl da, berrak suyundaki asil halinden hiçbir şey kaybetmeden bizleri yine karşılamıştı. Mutlu son, Shera'nın yüzündeki gülümseme ile kendini belli ediyor.
Başımıza bir iş gelmez ise, mesela:
Boğulmaz isek,
Birinin gelip "ahhehheeeeyyy tatilden mi şekerim" diyerek bizi dumura uğratması sonucu kendimizi dış dünyaya kapatmazsak,
Gaza gelip güneş yanığına maruz kalıp tatili erkenden bitirmezsek,
Her gün yine buralara itina ile demir atarız biz...

Senin tweety'li mayonu sevsinler...

Nadia

Aşka aşık bir mecnun

Nesly Su

Hayatta her şey mümkün, yeter ki insan istesin ve azıcık da kolları sıvasın.
Sevdiğinle birlikte her şeyi başarabilmek, aslında içimizde saklı süper gücü ortaya çıkarmaktan başka bir şey değil. Biz yaptık, oldu.
Siz neden olmasın ki? demelisiniz.
Belki biraz cesaret, biraz da "Hadi bakalım, kim tutar bizi" motivasyonu gerekiyor.
Sonuçta, hayatta başarı formülü basit: İstemek + Çalışmak + Biraz da Şans.
Ama şunu unutmayalım, şans da çalışkan olanı sever değil mi?
Öyle oturduğumuz yerden mucize beklemek bize yakışmaz.
Kalkalım ve kendi mucizemizi yaratalım.
Bence "Hadi bakalım, sıra bizde" demenin tam vaktidir...

Hızlı Yanıt

Not: Bu ileti bir moderatör tarafından onaylanmadan görüntülenmeyecektir.

Adı:
E-Posta:
kısayollar: göndermek için alt+s veya önizleme yapmak için alt+p'ye basın