Kahvaltı Önemli

Başlatan irem, 30 Ksm, 2024, 03:00 Ö.S

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

irem

ÖNSÖZ : Hikayede adı geçen kişilerin ve yerlerin gerçekle bir ilğisi yoktur.Hikaye kurmacadır fakat bir gün bir yerlerde yaşanacak veya yaşanmış olabilir.

aseksüel : hangi cinsiyet olursa olsun, hiç birine herhangi bir cinsel çekim hissetmez.

Kahvaltı Önemli

Saat gece yarısıydı.Eyüp odasının kapısını kitlemiş valizine eşyalarını yerleştiriyordu. Aslıda bu vakitte yaşlı Annesi odasına gelmezdi ama yine de garantiye almak istemiş ve odasının kapısını kilitlemişti. Bu büyük valiz onun sırdaşıydı. Tüm sırları onun içindeydi. Külotlu çorapları , etekleri , topuklu ayakkabıları, perukları , elbiseleri , sutyenleri , makyaj malzemeleri ve daha bir çok giyim kuşamı vardı.   Valizin içindekilere baktı. Fazlaları çıkardı eksik olanları valize koydu.

Evde kimse olmadığı zamanlar herkesten gizli olarak kadın kıyafetleri giyerdi. Hele Annesinin iki üç günlüğüne gittiği günler onun için bayram sayılırdı.  Kendini aynada dakikalarca seyrederdi . Bu giyindiği anlarda kendini çok beğenirdi. Tanıdığı kadınlarla karşılaştırdı kendini.  Seraptan güzelim... Ayşe'den de güzelim ... Aynur... hımm belki o kadar değil ama Serap ve Ayşe'den güzelim.  Çoğu zaman bu anların heyecanına dayanamaz, vücudunu aşkın ateşi sarar her an patlayacak bir volkan olurdu. Böyle zamanlarda dağın zirvelerini okşayan serin rüzgarlar yanardağın patlamasına sebep olurdu.

Vücudunda ki gerginlik azaldıktan sonra bir pişmanlık duygusu sarı verirdi Eyüp'ü. Giydiği elbiseleri alelacele çıkarır , aynı hızda makyajını temizlerdi. Bir daha yapmamak için kıyafetlerini ve makyaj malzemelerini çöpe atardı.  Bu yaptığının kendisine yakışmadığını düşünüyordu. Niye sürekli bunu yapıyordu ki "Allah'ım sen beni affet, Allah'ım sen beni affet" diye tövbeler ederdi. Hatta bazen abartır namaza başlar, Ramazan ayı ise full oruç tutardı. Hatta akrabalar arasında adı "Hafıza" çıkmıştı.  Bu gibi pişmanlık zamanlarında bir çok kıyafetini , ayakkabısını ve makyaj malzemesini çöpe atmıştı. Yatağın üzerinde duran  koca bir valiz eşyaya baktı. Eğer attıkları şuan burada olsa en az bu valiz gibi üç valiz daha dolardı.
Tabi içindeki günahkar ateşin vücudunu doldurması çok sürmezdi. Üç dört saatin içinde kendini yine zevk-i deryaya atar , internetten kendine yeni yeni eşyalar sipariş ederdi.

Yalnız son zamanlarda bu pişmanlık anlarını daha az hisseder olmuştu. İnternet'de kendi gibi insanlarla tanışmıştı. Kadın kıyafetleri giymekten hoşlanan insanların oluşturduğu İnternet grupları vardı. Bu insanlar kendilerine Crossdresser diyorlardı. Kısaltma olarak CD diyorlardı . Kendilerinin fantezi olarak kadın kıyafetleri giydiklerini söylüyorlardı. Travesti , transseksüel,  gay , eşcinsel gibi şeyler olmadıklarını iddia ediyorlardı. Gerçi aralarında bunun aksini iddia edenlerde vardı ama Eyüp kendisinin birinci tanıma uyduğunu düşünüyordu. O erkekti. Evet bunları sadece fantezi için yapıyordu.  Belki ilerleyen zamanlarda doğru kadını kendisine eş olarak bulunca bu saçmalıklara gerek bile kalmayacak diye düşünüyordu. Ama yine de kendi gibi olan insanlarla tanışmak onu biraz rahatlatmıştı. Bu dünyada yalnız olmadığını bilmek güzeldi.

Pervin ile de bu gruplarda tanışmıştı Eyüp. O da kendisi gibi gizli CD idi.  Aralarında sözleşmişler , yarın bir otel odası tutup birlikte orada giyinecekler ve resim çekileceklerdi.
Bu İnternet gruplarında diğer CDler resimler çekip gruplara yüklüyorlardı. Eyüp Annesiyle yaşadığı için istediği gibi güzel resimler çekemiyordu. Bir kaç resim çekip İnternet grubuna yüklemişti ama oradaki daha deneyimli CDlerden bazıları  beğenmemiş ve eziklemişti onu. Pervin'de kendisi gibiydi. Giyineceği zamanlar gizli saklı giyinmesi lazımdı. Hatta onun durumu daha kötüydü çünkü evliydi. Giysilerini arabada ve iş yerinde saklıyordu. Bu konuda Eyüp şanslıydı. O odasında,  bazanın altına koyduğu valizinde tutuyordu eşyalarını. Annesi kendisinin eşyalarını karıştırmazdı. Ama yine de o valizine bir asma kilit takmıştı. Ne olur ne olmazdı. Garanticiydi Eyüp.

Bu buluşma için çok heyecanlıydı. Kendi gibi olan birisiyle buluşacak , onunla dertleşecek ve bir kaç kadeh bir şeyler içeceklerdi birlikte. Bunun için bu akşamdan valiz hazırlıklarına başlamıştı bile. Valiz hazırlığı için özellikle gece olmasını bekledi. Valizi gizlice evden ve apartmandan çıkarıp arabaya koydu.  Bunu gündüz yapıp Annesine veya meraklı bir apartman komşusuna yakalanmak istemiyordu.

Ertesi gün Pervin ve Eyüp buluştular. Otele önceden yer ayırtmışlardı. Otel şehir merkezinde orta halli bir yerdi.  İkisi de kendi özel arabasıyla gelmişlerdi otelin önüne. Vale önce Pervin'in arabasını otoparka götürdü sonra Eyüp'ün. İkisinin de elinde kocaman valizler vardı. Araçları bu şehrin plakasına sahipti ve ikisi bir oda tutmuştu. Tamam bu şehir turiste alışıktı ama bu şehrin plakasını taşıyan iki araçla , iki yetişkin erkek, iki koca bavul ve tek oda. Eyüp'e göre  garipti bu durum ama Pervin "o kadar takma, kim bilir otele kimler kimler geliyor. Bunlara mı dikkat edecekler. Hem ne olacak ki onlar aldıkları paraya bakarlar" demişti. Belki de haklıydı. Bazen kılı kırk yarıyordu Eyüp. Kendi başına olsa zaten cesaret edemezdi böyle bir şeye. 

Resepsiyona gelince otel görevlisi kayıtlarını yapmak için kimliklerini istedi. Görevli masada duran bilgisayara tek tek girişleri yaparken önce kimlikte resimlere baktı "Eyüp Yıldız  tamam. Hımm Ahmed Ökten. Buyurun efendim." Gülümseyerek kimlikleri uzattı resepsiyoncu.
Eyüp arkadaşının kimlik ismini o anda öğrendi. Pervin de Eyüp'ün ismini resepsiyonda öğrenmişti. İkisi de birbirlerinin takma isimleriyle tanıyorlardı. Pervin ve Sinem. Takma  isimleri bunlardı. Zaten ikisi de birbirine bundan fazla bilgi vermek istemiyordu. Bu mecburiyet bitince odalarına yerleştiler iki sırdaş. Otele girmeden önce tekel bayiden içecekleri alkolü almış ve valizlerine zulalamışlardı. Alkol otelde de vardı ama fazladan masraf yapmak istememişlerdi.


Otel odası biraz dardı ama olsun du. Şuan bu oda iki sırdaşın özgürlük alanıydı. Hemen şarap valizden çıkmış bardaklara konmuştu. Muhabbet eşliğinde makyajlar yapılmış , kıyafetlerin biri giyilip biri çıkarılmıştı. Her kıyafetle ayrı ayrı resimler çekilmiş Her kıyafetle ufak odanın her köşesinde en iyi  poz yakalanmaya çalışılmıştı. Hatta en iyi poz vermek uğruna lavabo da bile resim çekindiler.  Resimler çekildikten sonra resimleri incelediler. Resimler iki sırdaşa göre süperdi. Kendilerince dünyanın en güzel kadınıydılar. Öyle de hissediyorlardı.

Tüm bu yaptıklarından sonra ikisi de patlamaya hazır bir bomba, iki kardeş volkan olmuşlardı. Bir ara Pervin  Sinem'e sulanacak oldu ama karşılık bulamayınca üstelemedi. Sinem kendinin bugün farkında olmasa da aslında aseksüel* biriydi. Bu güne kadar ne bir kadınla ne bir erkekle ilişkisi olmamıştı. Eyüp bu durumu doğru kadını bulamadığına yorsa da öyle değildi. Eyüp bu  gibi durumlarda işin nerelere geleceğini önceden kestiremiyordu. Neyse ki Pervin'in modu biraz düşse de sonradan yine prenses moduna girmişti.
Uzun süre muhabbet ve alkol eşliğinde giyinip soyup , makyaj yapıp yapıp silmekten ikisi de yorulmuştu. Günün sonunda ikisi de  sırtlarında çuval taşımış kadar yorgundular. Gece olunca üstlerindeki kıyafetleri ve yüzlerindeki makyajı çıkarmadan uykuya daldılar.

Sabah yedi buçuk gibi uyandıklarında ikisi de açıkmışlardı. Sinem otelden çıkıp dışarıda kahvaltı yapmayı teklif etti.
Pervin ; " Otelin kahvaltısı vardır. Otelde yapalım kahvaltıyı. O kadar para verdik neden dışarıda kahvaltı yapacağız" dedi.
Sinem'e göre de tamam öyleydi ama O hemen otelden çıkmak istiyordu. Kendini biliyordu. Otelde herkes kendine bakıyor gibi hissedecekti. Belki gerçekten de bakacaktı. İki yetişkin erkek öğlen vakti odaya girip sabaha kadar dışarı çıkmamışlardı. Sinem'e göre bu bile dikkat çekmek için yeterliydi. Ama Pervin oldukça rahattı. "Belki gece vardiyasında çalıştık. Gündüz uyuduk. Çok ince düşünme.  Ne gerek var dışarıda kahvaltı ya.  Hadi silelim makyajı hemen. Üstümüze de normal bir şeyler giyelim. Sekizde başlar kahvaltı. Kahvaltı bitmeden inelim aşağı" dedi ısrarla.

Bu konuşmanın üzerine iki sırdaş kahvaltı için aşağı indiler. Akşam o kadar yoğun makyaj yapmışlardı ki, ne kadar silerse silsinler tamamen çıkmamıştı. Özellikle göz kalemi. Belki biraz daha vakitti olsa daha güzel çıkarırdı makyajı ama istediği gibi olmamıştı. Pervin'in gözlükleri olduğu için biraz daha şanslıydı. Gözlükleri makyaj kalıntılarını gizliyordu ama Eyüp öyle değildi. Onun yüzündeki makyaj daha belliydi.  Kafasını yerden kaldıramıyordu. Kalbi hızla atıyor, utancın verdiği ateş yanaklarına hücum ediyordu.  Kimsenin yüzüne bakamıyordu. Kahvaltı yapan herkesin dün akşam odada ikisinin ne yaptığını biliyor, onları ayıplıyor geliyordu. Otel çalışanları ve kahvaltı yapanlar onların çıkaramadıkları makyajlarına bakıyor gibi geliyordu.
Eyüp açık büfeden peynir , zeytin , yumurta, kıssadan hisse ne bulduysa hemen tabağına koydu ve tenha bir köşedeki masaya oturdu. Dünden beri bir şey yememişti, sabah uyandığında kurt gibi acıkmıştı ama şimdi tüm açlığı,  utancı ve heyecanı yüzünden gitmişti. Pervin kahvaltısını yapsın ve biran önce otelden çıkalım diye Pervin'e eşlik ediyordu sadece. Açık büfeden enikonu seçtiklerini tabağına aldıktan sonra Eyüp'ün karşısına oturdu Pervin ve kahvaltısını yapmaya başladı. Böyle umursamaz takılarak kuğul mu gözükmeye çalışıyordu yoksa gerçekten mi böyleydi bilemiyordu Eyüp ama bu tutumları iyice kaygısını arttırmaktaydı.

Eyüp kahvaltı tabağında ki üç beş zeytini zorla boğazından aşağı iterken kahvaltı alan bir kadın ve eşini gördü. Normalde kafasını tabağından kaldırmıyordu ama kadının aurası , fiziği ve şıklığı  dikkat çekiciydi. Kadın giyimi kuşamı , saçı başı ve güzelliği ile her CD'nin olmayı hayal ettiği kadındı. Yanında ki adam ise 150 kiloluk bir hanzoydu. Birlikte kahvaltılarını aldıktan sonra arkalarında ki masaya oturdular. Fazla zaman geçmemişti ki Hanzo adam aniden Pervin'in yanına geldi ve bir yumruk çaktı, Pervin oturduğu sandalyeden yere düştü. Gözlüğü bir tarafa kendi bir tarafa gitti. "Ne oldu ağabey , niye vuruyorsun " dedi şaşkınlıktan ve korkudan fal taşı gibi açılmış gözlerle.
"Ulan ipne! İki saattir yanımdaki kadını kesiyorsun. Önüne bak sikerim belanı senin" dedi işaret parmağını Pervin'e doğru sallayan sinirli Hanzo.
Tüm bu olaylar cereyan ederken Eyüp'te oturduğu yerde donmuş kalmıştı. Adam neden bu kadar kızmıştı. Pervin gerçekten rahatsız edecek kadar bakmış mıydı? Utancından tabağındaki zeytin ve peynire bakmaktan arkadaşına hiç dikkat etmemişti ki. Arkadaşı adama  "ben  bakmadım" bile diyememişti. Belli ki bakmıştı. Öylesine vurmuş olsa Eyüp'e de vurmaz mıydı?. Bir an kendini suçlu hissetti. Önündeki tabağı  adamın kafasına vurmayı düşündü. Aklında deli sorularla  etrafına bakındı.  Otel çalışanları ve kahvaltı yapanlar hiçbir şey olmamış gibi davranıyor ama herkes kaçamak şekilde burayı seyrediyordu. Adam geldiği gibi ansızın gitti. Pervin yerden kalkarken gözlüğünü aldı ve gözüne taktı. Bereket kırılmamıştı. Ardından düştüğü sandalyeye oturdu ve bir şey olmamış gibi kahvaltısını yapmaya devem etti. Demek otele verdiği paranın karşılığını sonuna kadar almakta ısrarcıydı. Demek kahvaltı önemliydi.

Nihayet kahvaltıyı yaptıktan sonra otelden çıktılar. Evlerine gittikten sonra ikisi de İnternet gruplarında çekindikleri resimleri paylaştılar. Resimler onlarca bazıları yüzlerce beğeni aldı. Ama ne Pervin ne Sinem kahvaltı sırasında olanlardan konuşmadılar. Bir birleriyle merhabaları günden güne uzadı , sonrada senelerce birbirlerini görmediler.

Derya Deniss

Forumlar çok şey anlatmaya çalışıyor. Sayfalar dolusu terimler bilgiler, hikayeler anlatılar, yemek tarifi verir gibi şöyle yapacan böyle edecenler ...

Bu hikaye insanların bir kısmının bir ömürlük serüvenini, duygularını düşüncelerini, zan-larını ve korkularını üç satırda anlatıyor. İki satır yüzlerce insanın duygularına tercüman oldu. Biraz da forum şiddetini ortaya koydu hikaye değil mi ?

Uzun yazmıyacağım. Çok faydalı ve anlatılamayan pek çok şeye dem vuran bu hikayeyi çok beğendim. Ayrımcılık konusuna da şöyle yazayım. Önce neden bu kategoride yer aldı bu konu diye düşündüm. Sonra ayrımcılığın içimizde olabildiğini gördüm. Diğer insanlara olan çekince, acaba korkusu gerçekten de yerinde olabilir, zan da olabilir ve neticede ayrımcılık içten yada dıştan yaratılabilir.

Çok teşekkürler @İrem 
Bir Yanım Mavi Yosun Çalkalanır Sularda

maviş


irem

Alıntı yapılan: Derya Deniss -  30 Ksm, 2024, 04:27 Ö.SForumlar çok şey anlatmaya çalışıyor. Sayfalar dolusu terimler bilgiler, hikayeler anlatılar, yemek tarifi verir gibi şöyle yapacan böyle edecenler ...

Bu hikaye insanların bir kısmının bir ömürlük serüvenini, duygularını düşüncelerini, zan-larını ve korkularını üç satırda anlatıyor. İki satır yüzlerce insanın duygularına tercüman oldu. Biraz da forum şiddetini ortaya koydu hikaye değil mi ?

Uzun yazmıyacağım. Çok faydalı ve anlatılamayan pek çok şeye dem vuran bu hikayeyi çok beğendim. Ayrımcılık konusuna da şöyle yazayım. Önce neden bu kategoride yer aldı bu konu diye düşündüm. Sonra ayrımcılığın içimizde olabildiğini gördüm. Diğer insanlara olan çekince, acaba korkusu gerçekten de yerinde olabilir, zan da olabilir ve neticede ayrımcılık içten yada dıştan yaratılabilir.

Çok teşekkürler @İrem

Öncelikle beğenmiş olman beni mutlu etti. Evet  dediğin gibi forum şiddeti, camiamız bireyinin yaşadığı gelgitler, aseksüel bir bireyin karşı tarafın beklentilerini tam okuyamaması, korkularımız,aşırı rahatlıklarımız,  beklentilerimiz ve yediğimiz yumruklar. Hepsinden biraz salata oldu Hikayemiz.

Niye ayrımcılık bölümü; aslında çuk oturan bir bölüm bulamadım bazı konularıma. Yine en uygunu burası gibi. Yanlış  olsa da  müdüre hanım gerekli düzenlemeyi yapar rahatlığı da vardı tabi :)

irem

Alıntı yapılan: maviş -  30 Ksm, 2024, 05:06 Ö.SGüzel bir yazı olmuş  kaleminize sağlık.
Teşekkür ederim maviş. Beğenmen mutlu etti .

maviş

zevkle okudum, devamını bekleriz.  :kalp:

Buse Ostujk

Allahım çok töbeleri çok erken yaşlarda ve uzun yıllar yaşamıştım .. Fizyolojik olarak çok cılız ve feminen görüntüm yüzünden her ortamda ilk tanıştığım bir çok kişi beni ya bayan yada kız çocuğu zannetmesi veya laf cambazlığı ile zorbalamasına maruz kaldığım da sayısızdır sosyal hayatımda .. Hele ki forumlarda ki zorbalamaları anlat anlat bitiremem .. Lakin istemsiz de olsa bu zorbalamaları bizlerde çok yaptık ..

Hikaye anlatımlarını okurken bunları daha net farkedebiliyoruz ... Tabi senin kalemin sayesinde .. Güze betimlemişsin .. Yüreğine sağlık ..

Nadia

Otele kadar yazdığın her şeyi neredeyse bire bir aynısını yaşadım. Okurken kendimi buldum muhteşem satırlarında. 30 yaşıma kadar savaştım bu yönümle aynı yazdığın gibi.
Neyseki internet yayıldı ve ne olduğumu oradan öğrenince bu savaş kısmen bitti.
Hayatımda bu amaç ile hiç otele gitmedim ama yine de çok keyifle okudum.
Eline parmaklarına sağlık.
 (:)  (:)  (:)
Aşka aşık bir mecnun

Nesly Su

Kapalı kapılar ardında yaşanılanları kim bilebilir ki?
Aslında hepimizin az da olsa hikayesi vurgulanmış bir bakıma.
Bunu kalemi elime alıp evire çevire yazmayı devamında da onu kitap haline getirmeyi çok isterdim.

"Kapalı kapılar ardında yaşanan hayatlar ve hayatın gerçekleri" diye de başlık atardım kesin.

Kitabın sonunda ise şu cümle özetleyebilirdi her şeyi;

Bu kitap; yaşanmış ama anlatılamamış, susulmuş ama hissedilmiş anıların izini sürmek için yazıldı.

Kimi zaman bir çocuğun gözyaşında, kimi zaman yaşlı bir kadının sessiz tebessümünde bulacaksınız kendinizi.
Belki bir yerde "Ben de böyle hissetmiştim" diyeceksiniz, belki de "Bunu hiç düşünmemiştim"...

"Sen, ben, o, biz, siz, onlar... Herkesin bir hikayesi var bu hayatta"




Hızlı Yanıt

Not: Bu ileti bir moderatör tarafından onaylanmadan görüntülenmeyecektir.

Adı:
E-Posta:
kısayollar: göndermek için alt+s veya önizleme yapmak için alt+p'ye basın